Kinizm, MÖ 4. yüzyılda ortaya çıkmış bir felsefi hareket olup, Roma’nın yıkılmasına kadar etkinliğini sürdürmüş ve Roma’nın yıkılmasında etkili olmuştur.
Aslında kinizme bir felsefi ekol denemez çünkü kendilerini kinik olarak adlandıran ve alışılmadık davranışlar sergileyen bu düşünürler, bir araya gelerek bir felsefi disiplin oluşturmamışlardır.
Kinizmin amacı “arete” veya “virtus” olarak ifade edilir. Anlamı “erdemin ve mutluluğun zirvesine ulaşmak” tır. Onlara göre yaşam koşulları kişinin duyguları ve düşünceleri üzerinde öylesine etkilidir ki yaşam koşullarını değiştirmeden düşünceleri ve duyguları değiştirmek çok güçtür. Kinikler yaşam stillerini kökten değiştirmek amacı ile sosyal düzeni ve toplumsal değerleri hiçe saymışlar, bu da onların toplumdan dışlanmalarına neden olmuştur. Askesis adını verdikleri, kendi kendine yetme pratikleri yaparak, yaşam koşullarını sadeleştirmeye, ihtiyaçları minimuma indirmeye ve bu sayede erdemin en yüksek mertebesine erişmeye çalışırlar. Kuşkusuz toplum düzenine hakim otoriteler bu felsefi yaklaşımdan hoşlanmazlar. Klasik kinizm anarşizmin kurucusu olarak itibar görmüştür.
Sokrates’in yolunu takip eden düşünürlerden biri olan Antisthenes ilk kinik olarak kabul edilir. Bu nedenle kinizmin Sokrates’in öğretisinden filizlenmiş bir düşünce akımı olduğunu söyleyebiliriz. Klasik kinizmin en son uygulayıcısı ise Sallustius olarak kabul edilir. En meşhur kinik ise Diyojen’dir.
Bu hikayenin de katkısıyla olacak günümüzde batı dillerinde kinik sözcüğü “her şeyi hafife alan, överken bile iğneleyen” kişiler için kullanılmaktadır. Hedonizm’in karşıtı olarak da tanımlanan kinizm kendini tüm kurallardan soyutlayan ve doğanın bir parçası olarak özgür olan bireyi tarif etmekte de kullanılır.