Peki bu gerçeğin ardında yatan sebep ne? Yani çok şaşırmak neden ağzımızın açılmasına neden oluyor?

İletişim

Dünyadaki dil ve kültür çeşitliliğine rağmen bazı temel duyguların ifadesinde dünyanın her yerinde aynı mimikler kullanılır. Öfke, üzüntü, korku, tiksinme ve şaşırma gibi duyguların neden olduğu mimikler evrenseldir.

Bu gerçeğin, insanın temel duygularını ifade etme çabasının, henüz sözel dilin gelişmediği ilkel çağarlarda başlamış olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. İnsan sözel ifadeleri henüz geliştirmediği çağlarda, çevresindeki insanlara korktuğunu, şaşırdığını, sevindiğini vb. anlatmak için mimiklerini ve jestlerini kullanmıştır.

Şaşırmak, aslında korku ile yakından ilişkilidir. Şok edici bir durumla karşılaştığımızda gözlerimizi iyice açarız ve çenemiz aşağıya doğru düşer. Bu hareket, çevremizdeki insanlara bizi korkutan ya da şok eden bir durumun olduğunu anlatır. Büyük ölçekli antropolojik çalışmalar, örneklem sınırlılığından dolayı kesin bir sonuca varmamıza engel olsa da ortak ifadelerin gelişimine dair ileri sürülen hipotez Darwin’e kadar geri gider. Bu hipoteze göre; atalarımızdan miras kalmış her ifadenin doğal ve bağımsız bir kökeni vardır. Bu tür hareketler bir defa edinildiğinde bir iletişim aracına dönüşür. Duygulara dair iletişimin bu erken biçimi, akraba ve kabilemizdeki diğer insanlara tehlikeler konusunda uyarıda bulunabilmemize imkan vermiş ve doğal seleksiyonda önemli bir avantaj sağlamış olabilir.

Bu fikir, Darwin tarafından geliştirilen yüzsel geri bildirim teorisi ile ilişkilidir. Bu teoriye göre yüz ifadesi, duyguların oluşumuna katkı sağlar, duyguyu besler. Başka bir ifadeyle; eğer şaşkınlığımıza yüz ifademiz eşlik etmezse şok duygusunu tam olarak hissedemeyiz.

Savaş ya da Kaç

Daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi şaşırma ve korkma birbirine yakın iki duygudur. Söz konusu olan korku olduğunda, vücudumuz doğal olarak “savaş ya da kaç” durumuna girer. Bilmeyenler için açıklayalım: Savaş ya da kaç teorisi yaklaşık bir yüzyıl önce ortaya atılmıştır. Bu teoriye göre; korkutucu ve tehlikeli bir durum söz konusu olduğunda sinir sistemimiz, istemsiz bir tepki verir. Genellikle bu istemsiz tepki, stres hormonu (adrenalin ve norepinefrin) salınımıyla gerçekleşir. Bu salınım, kan akışının ve solunumun hızlanması ve kasların gerilmesi gibi bir takım fizyolojik etkilere yol açar. Esasen beden algıladığı tehdit ile ilgili olarak savaşmaya ya da kaçmaya hazır hale gelmiştir.

Kararımız ne olursa olsun (kaçmak da olsa savaşmak) büyük bir enerjiye ihtiyaç duyarız. Bu enerjiyi üretebilmek için güçlü bir şekilde nefes almamız gerekir. Hızlı ve çok miktardaki enerji ihtiyacını karşılamaya daha uygun olan organımız burnumuz değil ağzımızdır. Çünkü ağız, çok daha hızlı ve fazla miktarda oksijeni içimize çekmemize imkan tanır.

Üstelik çenemizin aşağı düşmesi ve öylece kalması kaslarımızın ihtiyaç duyduğu enerjiyi üretebilmesini sağlayan oksijen alımını garanti eder. Darwin bu fenomenle ile ilgili olarak; insanoğlunun aniden ortaya çıkacak ve büyük bir performans göstermesini gerektirecek durumlara karşı her daim hazır olmak için böylesi bir refleks geliştirdiği yorumunda bulunmuştur.

Son Söz

Darwin’in bilgeliğine dünya çapında büyük bir saygı gösterilse de birçok davranış bilimcisi, yüzsel geri bildirim teorisi yerine duygusal ifadelerimiz ile ilgili kendi açıklamalarını geliştirmişlerdir. Buna göre çenemizin aşağı düşmesi, doğal stres tepkisinin bir  sonucudur.

Bütün hipotezler akla yatkın olsa da kabul etmeliyiz ki bu fenomenin kesin nedeni tam olarak keşfedilmemiştir ancak konu ile ilgili çalışmalar devam etmektedir.

Kaynaklar:

Benzer Kanıtlar